Ekonomik Kurtuluş Savaşı İçin Yol Haritası – 1. Bölüm

Değerli kardeşlerim hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Son günlerde nereye gitsem hep aynı konu hakkında sesli hatta hiddetli sohbetler oluyor. Konu malum döviz, faiz ve ekonomik gidişatımız. Herkes kendi pozisyonu ve algı alanından oluşan fazlasıyla eksisiyle fikirlerini ve görüşlerini beyan ediyor. Bu çok doğal bir davranıştır. Ancak konuya kapsamlı ve öngörülü yaklaşmak en sağlıklısıdır. Bu nedenle bu konuya açıklık getirmek için kapsamlı yazı dizisi kaleme aldım. Bu ilk bölümüdür ve önümüzdeki günlerde ardı ardına ekonomik kurtuluş savaşımızı ve yeni ekonomik modelimizi açıklayan yazılar paylaşacağım.

Her şeyde olduğu gibi ekonomik girişimler, hele bir de tarihin en önemli dönüm noktalarından birine gelince doğru zamanlamayla ülkemizin başarılı gidişatını belirler. İşte Türkiye tam bu tarihi dönüm noktasında “Yeni Ekonomik Modeli” diye adlandırılan girişimde bulunuyor. Bu tarihi an ileride tüm tarih kitaplarında Türk Çağının başlangıcının mihenk taşlarından biri olarak anılacak bir çok Türk Çağının başlangıcının mihenk taşlarının arasında yerini alacak gelişmeler gibi; Karabağ zaferi, Türk yolunun açılışı, Türk devletler teşkilatının kuruluşu, Turan ordusu, 5+1 bloğu, Karadeniz gazı, Doğu Akdeniz Zaferi ve gaz hidratların ülkemiz adına kullanılması, KKTC’nin tanınması, Libya garantörlüğümüz, Afrika ile olan olağanüstü devletler arası ilişkilerimiz, Musul Kerkük Erbil Misakı Milli hudutlarımızın içine girmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu yüzyılın savaş doktrinini belirlemesi, Savunma Sanayindeki geliştirdiğimiz ürünlerimiz ve onların sayesinde zaferlerimiz, Tarım ve toprak reformları, Yeşil kitaptaki Anadolu’daki yer altı kaynaklarımızı çıkarıp ve işlememiz, Nahcivan’daki yer altı kaynakların çıkarılıp işlenmesi, Türkiye’nin uzaya gitmesi, devasa Lojistik merkezlerin ve limanların kurulması, Avrupa Birliğinin Dağılma sonrası Türk Birliğinin en önemli küresel ekonomik ve siyasi birlik oluşu, Türkiye’nin sanayi üssü olması, Türk halkının ekonomik ve enerji bağımsızlığımızın sayesinde biriken devasa fonların dağıtımı sonrası görülmemiş bir refaha ulaşması ve daha birçok tarihi gelişmeler. Tüm bunları görsel medyada geçmiş zamanda dille getirmiştim.

Ülkemize oluk oluk para akmaya başlıyor ve önümüzdeki 6 ay içinde herkes şaşkınlıkla kadim Türk Devletinin aklı sayesinde hazırlanan Türk Çağı’nın başlangıcına şahit olacak. Maalesef tarihi önem taşıyan ve kaderimiz olan bir konuyu kavramakta zorluk çeken bir azımsanmayacak kesim var ülkemizde. Bu konu Türk Çağı konusudur. Bu ilk çeyreğinin içinde bulunduğumuz yüzyılı Türk Yüzyılı olarak tarihe gireceğini bilgi, inanç, güven eksikliği ve şahsi menfaatleri yüzünden algılamak istemiyorlar. Ancak şu bilinsin ki ilerde o çağı yaşanmaya başlandığında o asgari şekilde gafil azami şekilde hain olarak isimlendirdiğimiz şahıslar aramızda mevcut duruşlarını nasıl savunacaklarını seyretmek hepimize inşallah nasip olacaktır.

 

 

IMF ile ilk anlaşmanın yapıldığı 1947’den itibaren ekonomi politikalarımız küresel sistemin yani küresel sermayenin kontrolü altına girdi. Küresel sermayenin sahipleri bir dönem karşımıza vesayeti yani onların uşakları olan aramızda bulunan uzantıları, bir dönem beslemeleri olan terör örgütlerini çıkardılar. Uzun zamandır milletimizi maddi ve manevi sömüren dışardaki ve onun içerdeki mandacıları bu düzenden astronomik rakamlar kazanç elde ettiler. Size bu konunun ne kadar vahim olduğunu gösteren rakamlar paylaşmanın yeridir: 19 yılda Türkiye Cumhuriyeti gelirlerinin dörtte birini faize ödedi! Yani 2 trilyon 320 milyar dolar devlet gelirimizin 590 milyar dolarını faize ödedik! Hatta son 3 yılda 94 milyar dolar üzeri faize ödedi devletimiz! Küresel sermayenin para baronları bu faizi milli gelirimizden hortum gibi emdiler. Sözüm siz faizcilerin uşakları!

Aynı zamanda gençlerimize öğretilmiş çaresizlik ve umutsuzluk aşıladılar. Küresel sermayenin bu sömürge düzeninde en güçlü silahı borç, mermisi de faizdir! Bu düzeni inkâr eden iktisatçılar küresel sermayenin kontrol altındaki eğitim sistemin müfredatının formasyonuna maruz kaldıkları için ve kendi kazanç ve statüsel menfaatleri korumak amacıyla mandacı ekonomist rolünü gönüllü üstleniyorlar. Bunu yaparken Türk toplumun tarih boyunca daima gerektiğinde Kuvayı millicilerinle istiklal savaşları veren ve bu savaşlardan da daima zaferle çıktığını herhalde unutmuşlar. Kısaca tarihimizden en öne çıkanları bu gafillere hatırlatalım; Metehan, Kürşad ile 40 çerisi, Mustafa Kemal Paşa ve daha nice bilinen ve bilinmeyen tarihe damgasını vurmuş Türk kahramanları.

Ekonomimizi ve Dövizi faiz üzerinden tartışmak abesle iştigaldir. Türkiye Mayıs 2013 yılında İMF borcunu kapattı, faiz %4.5, enflasyon %6 ve dolar 1.80 TL idi. O tarihten beri yani 8 buçuk senedir faiz yükselerek kurda enflasyonda yükseldi. Yani küresel sermaye tarafından dünyaya dayatılan ekonomik modelin istediği yüksek faiz uygulandı. Sonuç ortada.

Bir süre küresel likiditenin artışı Türkiye’nin döviz ihtiyacını rahatlıkla karşıladı. Ancak artık küresel likidite şartları değişti ve o yılların tekrarı mümkün değil çünkü Covid plandemisi yüzünden küresel merkez bankaları tarihte görülmemiş boyutta ardı ardına para arzını artırdılar yani para bastılar. Bu görülmemiş para bolluğu dünyada artık enflasyon olarak geri dönmeye başladı ve batının büyük ekonomileri 30-40 yıldır görülmemiş boyutta enflasyonla karşı karşıyalar. Burada en önemli nokta artık faiz artışlarıyla gittikçe daralacak olan likidite ülkemize çekilemez olması. Bu öngörülebilen senaryo küresel sermayenin merkezi olan batıdaki finans piyasalarında ciddi gerilemelere sebep olacaktır. Hatta finans sistemlerinin kalbi olan bankalarında sallantılara sebep olacaktır. Onların cafcaflı statü yansıtan isimli iktisat üniversitelerinde öğretilen ezberlerin çağı artık bitiyor. 1980’lerin başında başlayan küresel ekonominin finansallaşması (piyasa ekonomisine) dönüşü süreci artık son kullanım tarihine yaklaştı ve onların dayattığı ve iktisat eğitiminde öğretilen formasyonların ezberleri çöp olmak üzere. Bu ortamda batıdaki gelişmiş ekonomilerin vatandaşları ve yönetimleri kendi derdine düşecek ve Türkiye bunu öngörerek bu geçerliliğini kaybeden iktisadi ezberlerden kurtularak en doğru adımı atıyor. Türkiye kendi göbeğini kendi keserek batıyı bekleyen kaçınılmaz finansal tsunamiden kurtulacaktır. Anlayacağınız Türkiye yüksek faiz üzerine kurulu para politikasını artık terk etti.

O mandacı sıfatını taşıyan ekonomistler bulundukları derin uykudan kurtulup efsunlanmış zihinlerini silkeleyip geçerliliğini kaybeden “faiz artsın ki döviz düşsün” teranesinden bir an önce kurtulsunlar. Aralarında şüphesiz hain sıfatını hak etmeyen gaflete düşmüş ekonomistler bulunmaktadır ama aralarında Türkiye artık çok oldu diyerek ülke bitsin mahvolsun diye sinsi oyunlara başlayan küresel sermayenin uşakları ve maşaları olan hainlerde bulunmakta olduğu da maalesef bir gerçek.

Uzun yıllardır emanet parayla yani sürekli kendimiz üretmeden hayati önemi taşımayan maalesef toplumun şuuruna medya dayatmasıyla yerleştirilmiş anlamsız sosyal kanıt arayışını besleyen komplekslerle lüks tüketimine yönelmekten en azından belirli bir süre uzak durulmalı. Bunu nasıl yapabiliriz diyen bilhassa gençlerimize güzel haberim var: Bu Kuvayı milli zihniyeti damarlarımızda akan asil kanda mevcuttur ve genetik kodumuza işlenmiştir.

 

Sevgili canlar devamı yarınki bölümde. Sevgiyle kalın

 

1. Bölüm

 

Kaan SARIAYDIN

Bu gönderiyi paylaş

Comments (4)

  • Ramazan

    Allah razı olsun hocam, ınşaallah o güzel günleri görmek nasip olacak…

    8 Aralık 2021 , 08:43
  • Metin Yılmaz

    Allah razı olsun Reis

    7 Aralık 2021 , 21:30
  • Yasin

    Hocam merhaba ben TL’ye destek için yastık altında ki altınlarımı bozdum suan zarardayim acaba tekrar altin yapsam mı yoksa dolara bağlı olan altın düşecek mi ?

    7 Aralık 2021 , 14:05
    • Bilir Kişi

      Hocam, bozdurmuş olduğunuz altınları kaçtan almıştınız (gramını) ve kaçtan bozdurdunuz (gramını)? Ona göre bir değerlendirme yapalım bence.

      7 Aralık 2021 , 16:46

Yoruma kapalı.